Pankromatika

Ocak-Haziran 2019 arasında gerçekleşecek olan Kaybetmek üstbaşlıklı Pankromatika programının kavramsal atölyeleriyle ilgili detayları aşağıda bulabilirsiniz.

>> Ocak-Haziran 2019 KAYBETMEK
Kavramsal Atölyeler Programı

Aksu Bora // Kaybetmenin Anlamları // 7-28 Ocak 2019
Ersan Ocak // Kaybetme Hallerini ve Temsillerini Filmlerle Konuşmak // 9-30 Ocak 2019
Mahmut Temizyürek // Kadının Kayıp Tarihi: Edebi Bir Tarih Okuması // 4-25 Şubat 2019
Hüseyin Mert Erverdi // Soyutlamalar: Yeni Bakış Açıları Üretmek // 9-10 Şubat 2019 (2 gün)
Oktay Özel // Savaşlar, Göçler, Ölümler Arasında Kaybetmenin Tarihsel Karşılıkları // 4-25 Mart 2019
Helün Fırat // 6-27 Mart 2019
Umut Şumnu // Modernite, Mimarlık ve Evin/İçerinin Kaybı // 1-22 Nisan 2019
Tuğba Taş // Kaybın İmgeleri Üzerine Düşünmek // 3-24 Nisan 2019
Oğuzhan Taş // Frankfurt Okulu: Sanat, Siyaset ve Toplum // 6-27 Nisan 2019 (cumartesi günleri)
Gülsüm Depeli  // Görsellik ve Kültürel Bellek // 6-27 Mayıs 2019
Aykut Çelebi // 8-29 Mayıs 2019
Hakan Kaynar // Ankara’nın Duygusal Tarihi // 3-24 Haziran 2019
Ece Akay // Kaybedilmiş Olanın Anıtını Yapmak (mümkün müdür?) // 5-26 Haziran 2019

>> Sanatçı Atölyesi Ziyaretleri

ANKARA
Ali Şentürk, Cemil Batur Gökçeer, Necla Rüzgar,
Oğuz Karakütük, Zeynep Kayan

İSTANBUL
Ali Taptık, Ata Kam, Okay Karadayılar, Orhan Cem Çetin,
Ömer Orhun, Silva Bingaz, Sinem Dişli

Bu atölyede, kaybetmenin ve kaybetme korkusunun anlamları üzerine tartışacağız: Kişisel ve toplumsal kayıplarla ve yasla, muhafazakârlığın kayıp korkusu ile ilişkisiyle başlayacağız. Hafıza nesnelerinin, yadigârların hayatımızdaki yeriyle, kaybolmayla devam edeceğiz; kaybetmeyle kaybolma arasındaki ilişkiye bakacağız. Kaybolmak evin yolunu kaybetmek midir? 

Kaybetmenin tersi nedir? Kazanmak mı? Bulmak mı? Bizim olmayan bir şeyi kaybedebilir miyiz?

Aksu Bora
Emekli öğretim üyesi. Ayizi Yayınlarının kurucularından ve editörlerinden biri. Kadınların Sınıfı ve Feminizm Kendi Arasında isimli iki kitabı var. Yoksulluk Halleri, Cumhuriyette Çocuktular, Boşuna mı Okuduk, Sıcak Aile Ortamı kitaplarının ortak yazarlarından biri. Çok sayıda makalesi ve çevirisi yayınlandı. Duygular Sosyolojisi dersini 2013 yılında, Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri doktora programı için açtı ve dört dönem boyunca yürüttü. 

Her hafta bir film seyredeceğiz. Her filmde “kaybetme”nin farklı bir biçimi üzerine düşüneceğiz. Kaybetmenin farklı sinematografik/videografik temsillerini tartışacağız.

  

Ersan Ocak
TED Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Ersan Ocak, şehircilik, (görsel) kültür çalışmaları, video sanatı, belgesel, deneme film, etkileşimli hikaye anlatma alanlarında bir yandan kuramsal çalışmalar yaparken, diğer yandan sanat işleri üretmektedir. Medya sanatları-mekân- kültür üçgeninden dünyaya bakarak çalışmalarını sürdürmektedir.

TED Üniversitesi, “Mimarlık ve Kent Çalışmaları Yüksek Lisans Programı”nın
kurucularındandır. Ka Atölye’de 2015-2017 yılları arasında Deneme Film Açık | Özgür Dersi’ni yürütmüştür. Ayrıca NewMedia_OpenLab adlı akademik oluşumun ve Sinema Laboratuarı adlı sivil platformun kurucusudur.

Edebiyatın tarihi, başlı başına bir kayıplar tarihidir. Kayıplar içinde asıl kayıp kadının edebi yaratılarıdır. Kadının kayıp tarihini en başından bu yana ağıtta, şiirde, destanda, romanda ve modern çağ sanatının verimlerinde aramak için yoğun bir zihinsel emek gerekir. Bu yüzden, dört haftalık buluşmamız şiirin kurucusu ağıtlarla başlar, mitlerle sürdürülür, modern çağda bu bağlamdaki olgularla kayıp olgusu irdelenir. Bu zihinsel zahmet, bugüne ve yarına kadının kayıp gerçeğinin merceğinden bakabilmek içindir.
   

Mahmut Temizyürek

1955'te Sivas, Şarkışla, Kümbet Köyü'nde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde okudu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler Bölümünü bitirdi. Önemli ansiklopedilerde yazarlık ve yayın kurulu üyeliği; çeşitli dergi ve gazetelerde editörlük ve yazarlık yaptı. 1997-98 eğitim döneminde, Anadolu Üniversitesinde "İletişim ve Yabancılaşma" ile "Eleştiri Kuramları" dersleri verdi. 1996-2006 arasında Başkent Üniversitesinde basın danışmanlığı görevini üstlendi. 2007'de Bilkent Üniversitesinde başladığı "Türkçe ve Eleştirel Okuma" dersi hocalığına devam etmektedir. İlk şiiri Filistin 1981'de Yarın dergisinde yayımlandı. Edebiyat Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Temizyürek'in İz ve Rüya kitabındaki şiirlerinin çoğunluğu 1981-90 yılları arasında Mehmet Fikri Ünal imzasıyla yayımladığı şiirlerdir. Kırlangıcım Paranoya ve Yeryüzünü Gezen Atlı adlı iki şiir kitabı ile Göçebe Buluşması adlı bir deneme kitabı vardır. Diğer kitapları ise 2007 yılında Kanat Kitap'tan çıkan Boşluktan Doğan, 2011'de Kırmızı Kedi Yayınları'ndan çıkan Yalangezen ve 2012'de Everest Yayınları'ndan çıkan Babil Cazcıları’dır.

 

Gören göz değildir, duyan kulak değildir. Gören ve duyan beyindir. Görülenler ve duyulanlar şeylerin kendisi değil; bir duyu-veri işlemcisi olan beynin ürettiği soyutlamalardır.  Nörobiyolog Semir Zeki, beynin temel fonksiyonunu dünya ile ilgili veri toplamak olarak tanımlar. Fiziksel uzaydan toplanan veriler, paralel bir şekilde çalışan beynin farklı bölgeleri tarafından işlenerek mümkün olduğunca bütünlüklü ve tutarlı bir fenomenal dünya temsili üretilir. Bu temsilin kendisi, kudret derecesi sınırlı bir varlık için her zaman zorunlu olarak bir indirgeme ve soyutlamadır. Bilincin kendisi bir eksiltmedir, teşbih (benzetme) ve tenzih (dışarıda bırakma) dengesinde yapılanır. Benzetme ve dışarıda bırakma derecesi, bu edimi gerçekleştiren varlığın kudret derecesi ile ilişkilidir. En temelde her algı bir kudret derecesinin farkındalığıdır. Sanat ediminin kendisi, kudret derecesi sınırlı varlıkların, bir anlamda, hakikat ile ilişki kurma arzusudur. Bu arzunun ne şekilde zuhur ettiğini ve geçirdiği evrimi görmek için Mert Erverdi ile rönesans öncesi dönemden günümüze, sanat tarihinde (ağırlıklı olarak resim, müzik, sinema odaklı) uzun soluklu bir yolculuğa çıkacağız. Bu yolculuğu derinlikli bir şekilde anlamlandırabilmek için, nöroestetik, kozmoloji, geometri, ontoloji vb. birçok farklı disiplinden faydalanacağız.

   

Hüseyin Mert Erverdi

Çeşitli eserleri Atina Bienali, Moskova Uluslararası Genç Sanat Bienali, Uluslararası Elektronik Sanatlar Sempozyumu (ISEA), Madrid MADATAC, Antalya Altın Portakal Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali gibi birçok yerde sergilenen ve ödüllendirilen, deneysel sinemacı ve yeni medya sanatçısıdır. Sinema ve medya araştırmaları alanında doktora tez çalışmasını sürdürmektedir.

 

“Kaybetmek” zor bir kavram/tema. Kolay ele gelmeyen bir tarafı var. Öncelikle çok geniş ve bir o kadar da belirsiz, flu bir evrene ait. Öte yandan “unutmak” ve “hatırlamak” ile akraba. Unutmak ve hatırlamak doğrudan hafıza/bellekle ilişkili, tarih kavramı altında görmeye alıştığımız “geçmiş”le bağlantılı. Geçip gideni, geride kalanı unutur veya hatırlarız. Zamanın akışı, geride kalanı doğrudan unutma veya hatırlama nesnesi, objesi haline getirir ya da sonra gelenler, orada bir “altın çağ” inşa ederler kendilerine. Ama geride kalanı otomatikman bir “kayıp” olarak göremeyiz; “geçmiş” der geçeriz çoğu zaman. Dolayısıyla, “kaybetmek” daha özel bir duruma işaret ediyor. Tanımı olmasa da ilk elden çağrışımlarında hep bir olumsuzluk tınısı var. İstem-dışı kaybedilen… Bir zamanlar sahip olunan (“altın çağ” örneğin) ama her nasılsa ve bir şekilde artık kaybolan… Kaybedilmiş olan… Kaybına üzüldüğümüz, hayıflandığımız… Genellikle telâfisi imkânsız bir kaybediş… Bu bakımdan kaybetmek, kaybediş, kaybedilen/kayıp somut bir tarihselliğe, bir tarihsel olguya işaret edebildiği gibi, tamamen bir hissedişe, duyguya, fiktif bir zihinsel algıya, entelektüel bir söyleme de tekabül edebilir. Bir başka deyişle, bizi bir yandan tarihsel düşünmeye sevk ederken öte yandan tamamen tarih-dışı bir düzleme de götürebilir. Ya da tamamen bugüne bağlar… Kaybetmek bugünün bir geçmiş fantezisi veya nostaljisi niteliği de kazanabilir.

Bu seminer kaybetmek temasını tarihin zengin repertuvarından seçilmiş savaş, göç, ölüm vb. birkaç örnek üzerinden ele alacak.

   

Oktay Özel
Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü emekli öğretim üyesi. Uzun süre Tarih Vakfı Yönetim Kurulu ve International Association for Ottoman Social and Economic History (IAOSEH) Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. Kebikeç (Ankara) dergisi Yayın Kurulu üyesi. Başlıca ilgi ve araştırma alanları olarak Osmanlı sosyal ve ekonomik tarihi çerçevesinde 16. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına Anadolu coğrafyasında nüfus hareketleri, yerleşim düzeninde ve toplum yapısındaki değişmeler ile Celâlilik üzerine çalışmaları var. Son yıllarda daha ziyade 19. yüzyılın ikinci yarısındaki kitlesel göçler, iskân politikaları, örgütlü ve kolektif şiddet pratikleri ile cematler arası çatışmalar üzerine yoğunlaştı. Halihazırda 93 Harbi Gürcü Muhacirleri üzerinden arşiv, sözlü tarih ve saha araştırması içeren bir sosyal tarih çalışması yürütüyor. Bir yandan da 20. yüzyıl başlarından kalmış eski yazılı ve bir kısmı buluntu fotoğraf, fotokart ve özel mektuplar üzerinden “ihtimalî tarih” olarak adlandırdığı denemeler kaleme alıyor. Tarihyazımı meseleleri ise sürekli ilgi alanı. Bu konuların her birinde kitap olarak yayınlanmış çalışmaları bulunmaktadır.

 

Christopher Asendorf 19. yüzyılı “içerinin yüzyılı” olarak tanımlar. Gerçekten de 19. yüzyıl o ana kadar basitçe dışarısının karşıtı olarak algılanan içerisinin anlamının değiştiği, içerisinin “içsel” anlamlarının keşfedildiği bir dönemdir. Fakat Marshall Berman’ın deyimiyle “katı olan her şeyin buharlaştığı” ve “her şeyin kendi karşıtına gebe kaldığı” bu dönem, aynı zamanda içerisi ile dışarısı arasındaki sınırların muğlaklaştığı ve dışarıda olmak adına bir içerilik fikrinden de vazgeçildiği bir sürece işaret eder.

Modern insanın özünde barındırdığı bu içsel ikilik, aynı anda hem içeride hem dışarıda, hem yerleşik hem göçebe, hem durağan hem hareketli, hem öznel hem de nesnel olma durumu, dönemin mimari üretimlerinde de karşımıza çıkan bir çelişkidir. 19. yüzyıl sadece eskinin ev/iç mekân anlayışının ortadan kalktığı, yeni bir evin/iç mekanın arzu edildiği değil, aynı zamanda ev/iç mekân fikrinin kendisinin de tamamen geride bırakıldığı bir dönem olarak tanımlanabilir. Gerçekten de modern mimarlık içerilik, içsellik, evsellik (domesticity) gibi kavramlara karşı herhangi bir sempati beslemez. Ve, Hilde Heynen’in işaret ettiği gibi, modern özne iç mekânlara yerleşen değil, herhangi bir iz bırakmadan her an mekânı terketme hazırlığı içinde olan biridir. Başka bir deyişle, modern iç mekânlarda oturan öznenin “gözü her zaman dışarıdadır.”

   

Umut Şumnu

Lisans eğitimini 2000 yılında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, İçmimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümünde tamamladı. Daha sonra aynı fakültede yazdığı Kollektif Bellekte bir Mekân: 1912 Galata Köprüsü başlıklı teziyle yüksek lisans derecesi,  2012 yılında yazdığı Varlık ve Varoluş Arasında: Kimlik, Yabancı Sorunsalı ve Türk Evi Olgusu başlıklı teziyle doktora derecesi aldı. Her iki lisansüstü çalışması da kitap olarak basıldı. 

Genel olarak, mimarlık, sanat ve tasarım tarihi, kuramı ve eleştirisi; mimarlık ve felsefe ilişkisi üzerine çalışıyor. TheoryandEvent, International Studies in Philosophy, Doxa, Siyahi, Sanat Yazıları, Mimarlık,  Ankara Araştırmaları Dergisi gibi dergilerde makaleleri yayınlandı. Birçok kitapta bölüm yazarlığı yaptı. En son Kitabevi Yayınları’ndan Mimarlar ve Apartmanları: Ankara’da Konut/Barınma Kültüründen  Örnekler adıyla kitabı yayınlandı.

2012-2014 yılları arasında TMMOB İçmimarlar Odası’nın merkez yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı ve kurumun yayın faaliyetlerini yürüttü. Bu süreçte İçmimar dergisinin 23-35. sayılarını çıkarttı, Erken Cumhuriyet Döneminde Mobilya ve Türkiye’de İçmimarlık ve İçmimarlar adlı derleme-kitapların editörlüğünü yaptı. 2012-2015 yılları arasında Ankara’da Sivil Mimari Bellek Ankara projesinde araştırmacı olarak görev yaptı. 2014 yılında yürüttüğü Şimdi Yuva Sahibi Olmanın Tam Zamanıdır: Türkiye’de İkramiye Evleri Olgusu başlıklı araştırma projesi SALT Araştırma Fonu tarafından desteklendi. 2015 yılında Ankara Araştırmaları Bursunu kazandı. Halen Başkent Üniversitesi ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapıyor ve  Tasarım Stüdyosu, Çağdaş Mimari, Mobilya Tarihi, Mobilya Tasarımı, Mekân Kültürü, Mimarlık Felsefesi, Mimarlıkta Kuram ve Eleştiri gibi dersler veriyor.

Tüm fotoğraflar imgedeki anın geçmişe ait olduğunu, bir daha asla geri dönmeyeceğini hatırlatır, varlığın değil yokluğun kanıtı olarak karşımızda dururlar. Fotoğrafta gördüğümüz kişi artık hayatta değilse bu yokluk katlanır. Fotoğraflar hayatta olmayan sevdiklerimizle ilişki kurmanın bir yoludur. Aynı zamanda toplumsal kıyımlarda hayatını kaybedenlerin seslerini bugüne taşırlar. Bu atölyede hatırlama, unutma, travma, yas ve tanıklık kavramları eşliğinde imgelerle nasıl ilişki kurduğumuz ve kayıp fotoğraflarının kültürel, toplumsal ve politik anlamları üzerine düşüneceğiz.

    

Tuğba Taş

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Aynı fakültede öğretim üyesi olarak çalışıyor. Görsel kültür çalışmaları, feminizm ve görsel kültür, fotoğraf konularında dersler veriyor. Feminist sanat, sokak sanatı, gündelik hayat çalışmaları gibi konularda yazıları bulunuyor. Son zamanlarda şiddet ve acı imgeleri üzerine çalışıyor.

 

Bu atölyede, yirminci yüzyılın ilk yarısındaki altüst oluşu, bir ilerleme anlatısı olarak okumayı reddeden Frankfurt Okulu ve çevresinin, kültür sorunuyla nasıl ilişkilendiklerini ve hangi teorik fikirleri geliştirdiklerini araştıracağız. Theodor W. Adorno, Walter Benjamin ve Leo Löwenthal’in bazı temel metinlerini karşılaştırmalı olarak ele alarak, bunların günümüzün kültür ve sanat dünyasına özgü fenomenleri anlamakta ne tür katkılar sunabileceği üzerine düşüneceğiz.

     

Oğuzhan Taş

1979 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi. Medya etiği, iletişim kuramları, radikal medya, gazetecilik ideolojisi ve Frankfurt Okulu konularında dersler veriyor. Gazetecilik Etiğinin Mesleki Sınırları: Profesyonellik, Piyasa ve Sorumluluk (İletişim, 2012) ve İletişim, Medya ve Kültür: Anahtar Kavramlar (Ütopya, 2017) başlıklı iki kitabı bulunuyor. John Downing’in Radikal Medya: İsyancıların İletişimi ve Toplumsal Hareketler kitabını Ülkü Doğanay ve İnan Özdemir Taştan ile birlikte Türkçe’ye çevirdi. Interactions: Studies in Communication and Culture dergisi yayın kurulu üyesi.

 

Bu atölyede bellek ve imge bağlantısı konu edilecektir. Kişisel belleğin salınımlı hatırlama imgelerinden, kolektif belleğin uzlaşımsal (kimi zaman çatışmalı) imgelerine doğru çizilecek izlekte evvela kolektif kavramının bizzat kendisi sorgu konusuna dönüşecek, hangi kolektiften söz ettiğimize bağlı olarak belleğin imgeleri farklılaşacaktır: Örneğin hegemonik olanın tanımladığı ve kabul ettiği kolektif, ağırlıkla unut(tur)ma üzerine kurulmuş bir tarihin üretilmiş imgelerini ve retoriğini benimserken, hegemonik olan tarafından yok sayılan kolektif ise görünmezlik perdesini yırtmak mücadelesiyle, kendi belleğinin imgelerini  ve anlatısını üretmeye yönelecektir.

  
Gülsüm Depeli
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu, yüksek lisans ve doktora eğitimini de aynı üniversitede tamamladı. Depeli, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Görsel Kültür, Kültürlerarası İletişim ve İletişim Etnografisi alanlarında dersler veriyor. Diğer ilgi alanları ise Görsel Antropoloji ve Gündelik Hayat Çalışmaları.

Aramak hatırlamaktır. Neyi kaybettiysek onu. Bulamayacağımızı bilsek de ararız. Çünkü peşinde olduğumuz şey kaybettiğimiz her kimse veya her neyse o değil, duygulardır. Karşılaşmaların bizde kalan duygusu. Bir, bunun peşine düşeceğiz. İki, hiç karşılaşmamış, yaşamamış olsak da hikâyelerin. Çünkü yaşadığımız yer hikâyelerle güzelleşir. Ankara’nın artık olmayan mekânlarından yarına kalmayacaklarına bir yolculuk. Rehberimiz roman, hikâye ve şiir. Peki tarih bunun neresinde? Hele bir çıkalım, anlatırım.

   

Hakan Kaynar
1975’te Ankara’da doğdu. Ankara’da okudu. Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi. Bir kitabı var: Projesiz Modernleşme: Cumhuriyet İstanbulu'ndan Gündelik Fragmanlar (İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 2012)

Düşünce bir nesne halini alsa da kaybolur. Anıyı kaybetmemek adına yapılan anıtlar, istenildiği kadar heybetli ve bol bütçeli tasarlansınlar hatırlama deneyimini sabitleyemiyorlar. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ertesinde, savaşta ölümü kutsallaştıran ya da farklılıkları ortadan kaldırarak iktidarın gücünü pekiştirmeyi amaçlayan anıt fikri yerini karşı-anıt fikrine bırakmıştır. 

 

Doğal yapısı gereği birçok farklı disiplinle ilişki içinde olan fotoğraf, anıyı kaydeden ve onu yeniden kuran yapısıyla kamusal bir sanat nesnesine dönüşümü sırasında, heykel ve mimarinin karşı-anıt kavramından nasıl beslenebilir? Hatırlamanın değil, kaybedilmiş olanın anıtını yapmak mümkün müdür?

    

Ece Akay
Lisans eğitimini 2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümünde tamamladı. Aynı fakültede, ‘Heykelde Zaman Bağlamında Yeni İnşa Arayışları’ başlıklı teziyle yüksek lisans ve ‘Çağdaş Yazıtlar: Heykelde Yazı ve Form İlişkisi’ başlıklı teziyle sanatta yeterliliğini tamamladı. Çağdaş sanat ve kuramları, kamusal alanda sanat, çevre sanatı, yazı sanatı gibi konularda araştırmalar yapmaktadır. Bu kapsamda sergi, gösteri ve sempozyumlara katılmıştır. Şu anda Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümünde birinci sınıf öğrencilerine Temel Tasarım ve Desen dersleri vermektedir.